14 Şubat 2016 Pazar

Küçük, Zengin ve Yeşil Şehir: Lüksemburg

Lüksemburg'a gidelim mi? gideliiim 
Oradan trenle Brüksel'e geçeriz ne dersin ? oh daha ne isterim. 
Bizim gezilerimiz hep bu şekilde ve son dakika oluyor :) İyide oluyor.

15 ocak sabahı yola çıkıp öğlen saatlerinde Lüksemburg Findel havaalanına indik. yarım saat süren bir taksi yolculuğundan sonra otelimize ulaştık. Otelimiz Golden Lady (Gëlle Fra) anıtının olduğu meydanda yer alıyor. Konum olarak her yere yakın.  Aslında Avrupa haritasından ufacık bir yer kaplayan ülkenin, ufacık başkentinde her yer her yere yakın :)

Lüksemburg'u keşfe çıkmanın en iyi yolu daha önce en az 5-6 kez Lüksemburg'a gitmiş olan bir kocadır:) Erenil'de temsilcisi olduğumuz Villeroy & Boch firmasının fabrikası Lüksemburg'ta. Ömer yılda en az iki kez gidiyor. Yani benim önceden nereye gidilir? Ne yenir ? Ne içilir? tarzından bir araştırma yapmama gerek kalmadı. Tuttum kocamın elinden gezdik :) Peki nereleri gezdik. Aslında Turist gibi gezmedik. Onun için şunu görün. Mutlaka şuraya gidin diyemiyorum. Attık kendimizi sokaklara, yol nereye giderse..

Lüksemburg iki katlı bir şehir…  Doğal bir vadinin tam ortasına kurulup zamanla vadinin içine ve dışına doğru genişleyince alt şehir ve üst şehir olarak iki farklı bölge oluşmuş. Eski Şehir denilen alt kat UNESCO tarafından koruma altına alınmış. Bugün alt ve üst katlar arasında ince yollar, minik patikalar, merdivenlerle ulaşılıyor. Ayrıca  Notre-Dame Katedralinin içinde bulunan bir asansör kullanılarak katlar arası gidilip gelinebiliyor. 









Golden Lady (Gëlle Fra) anıtını gördük. Zaten odamızın penceresinden bile görünüyordu. 1. Dünya Savaşında Lüksemburg tarafsız kalmış ama bu Almanlar tarafından işgal edilmesini engelleyememiş. Lüksemburg Alman'yaya karşı Fransa ve Belçika saflarında savaşa katılmış. 1923 yılında savaşta kaybedilen askerler anısına dikilen anıt. 21 metrelik sütunun üzerinde elinde barışı simgeleyen defne çelengi tutan altın renkli kadın heykeli.

Anıtın hikayesi bitti sandıysanız yanıldınız. 2. Dünya Savaşında Almanlar Lüksemburg’u işgal ettiğinde anıtı yerinden söküyorlar. Savaştan sonra farklı yerlerde bulunan anıtın parçaları bir araya getirilmiş ve 1984 yılından yeniden dikilmiş. Kısaca bu anıtla Lüksemburg küçüğüz ama özgür, inatçı ve bağımsızız diyor .. 






Golde Lady'nin hemen yanında 1613 ve 1621 yılları arasında inşa edilmiştir. Yarı rönesans yarı barok tarzı ile Notre-Dame Katedrali yer alıyor. 





Adolphe Köprüsü Pétrusse nehri üzerinde yer alan ve şehrin simgelerinden olan köprü.  



Grand Dük Sarayı. Kraliyet ailesinin evi. Kuleler, küçük taş oymaları. Dantel gibi demir oymalar ile göz kamaştıran mimari. Aslında saray gibi gösterişli değil. Önünde nöbetçi askerler olmasa güzel bir bina sanabileceğiniz ihtişamdan uzak bir yalınlıkta. Turistler için popüler bir nokta. Ayrıca tam karşısından ünlü The Chocolate House bulunuyor. Bulunmasına bulunuyor ama içeri girmek o kadar kolay olmuyor. Öncelikle alt kattan siparişinizi seçip oturmak üzere üst kata çıkıyorsunuz. Ama oturmak öyle kolay değil. Mekan  o kadar popüler ki. Biz Turist sezonunda gitmediğimiz halde. Ağzına kadar doluydu. On beş dakika kadar bekledikten sonra masamıza geçtik. Sıcak çikolatamızı içip, süper lezzetli kekelerimizi yiyebildik.   Kesinlikle beklemeye değiyor. Mekanı terk etmeden kızlara ve arkadaşlarımız için bolca kaşıklı çikolata aldık.










Yeme içme kültürüne gelirsek. Kozmopolit bir kent olduğundan dünya mutfaklarının çok lezzetli örneklerini deneyebilirsiniz. Özellikle deniz ürünleri ve balık severler için İkki yi öneririm. Yerel şarap üreticilerinin şaraplarını denedik. Yeme içme kısmında hiç sorun yaşamadığımız bir şehir oldu. Pek çok cafe ve restaurant var. Ayrıca 11 tane michelin yıldızlı restaurant barındırıyor. 


Lüksemburg'tan trenle yakındaki popüler şehirlere geçebilirsiniz. Amsterdam ve Brugge 6 saat. Brüksel 3 saat civarı olunca. Biz Brüksel'i tercih ettik. 

Lüksemburg gezimiz bu kadar. Sonraki yazı Brüksel olsun ..





Hiç yorum yok:

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...